| |
|
|
|
|
 |
Türk dış politikası ile medyanın dış haber algısı arasındaki paradoks "eksen kayması" tartışmasıyla bir kez daha gün yüzüne çıktı. Türkiye, yerel dinamiklerini, anlam haritalarını, kültürel kodlarını ve üç kıtaya kök salmış siyasi mirasını kavrayarak dünya sahnesine her çıkışında gündeme getirilen tartışma, temelde, figüranlığı kabullenemeyen bir aktörün mücadelesine örnek oluşturuyor. Türkiye, "Batı'ya göre" değil de "Batı'ya rağmen" adımlarını atma cesaretini gösterebildiğinde, genellikle, dışarıdan müdahaleler ve içerdeki siyasi hesaplaşmalar nedeniyle kendini uçurumun kenarında buluyor. İçe kapanan bir ülkenin dışarıda söz söyleyebilme imkanı zayıfladığı için Türkiye'nin kültürel, tarihi, coğrafi, siyasi ve ekonomi alanlarında diriliş emaresi gösterdiği zamanlarda içe kapatılma stratejileri yeni boyutlar ve yeni yüzlerle vizyona sokuluyor. Modern yaşamın tartışmalarına ve insan ilişkilerine mecra oluşturması bakımından medya da bu süreçte çarpıcı bir görev üstleniyor. Türkiye'nin dış politikada izlediği yol haritası sözkonusu olduğunda gündeme getirilen "eksen kayması" dayatmasının şekillendirilmesi, anlamlandırılması ve yaygınlık kazandırılmasında belirleyici bir işlevi bulunan medya, öne çıkarttığı haber ve yorumlarıyla küresel ve toplumsal algıyı etkiliyor. Özellikle dış haberciliğin öne çıktığı böylesi zamanlarda teknik ve niteliksel yaklaşımlardan çok kültürel ve ideolojik tercihler haber ve yorumun üretilmesinde belirleyici oluyor.
Dış haber yeniden tanımlanırken...
Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA)'nın yayınladığı 'Türk Basınında Dış Habercilik' kitabının kapağı için tercih edilen fotoğraf Türk basınının mesleki anlamda gazeteciliğe bakışını ve kültürel-ideolojik bağlamda bölgeyi ve dünyayı anlama dolayısıyla anlamlandırma biçimine örnek oluşturuyor. Amerikan emperyalizminin Irak işgalinden bir kareyi gösteren fotoğrafta silahlı ve zırhlı işgalci askerin yerdeki sivile doğrulttuğu silah görülüyor. Fotoğrafı yayınlayan Hürriyet Gazetesi, silahlı askerin adını ve unvanını kullanırken özgürlüğü ve onuru ayaklar altına alınan Iraklıya dair sadece sivil ifadesine yer veriyor. Fotoğraf üstünde tercih edilen "İkisi de çaresiz..." ifadesiyse egemen Türk medyasının dış haberdeki temel yaklaşımını yansıtması açısından çarpıcıdır. Ahmet Davutoğlu'nun Dışişleri Bakanı olmasından sonra Türk dış politikasında ortaya çıkan yönelmeler "Pro-aktif dış politika, yumuşak güç, merkez ülke, düzen kurucu ülke, komşularla sıfır problem, kamu diplomasisi, yapıcı muğlaklık" gibi kavramlar üzerinden okunduğunda mekik diplomasisi ile orantılı hareket edebilen ve aynı anda hem Batı'yı hem Doğu'yu kuşatabilen dış haber yaklaşımının oldukça yetersiz olduğu görülüyor. Böylece dış haberciliği etkileyen parametreleri süreklilik ve değişim kuramından hareketle açıklarken, özellikle politik pozisyon alışın ve ideolojik yaklaşımın gösterge ve söylem düzlemindeki tercihleri sınırlandırdığına tanık oluyoruz. Medya-iktidar kavgasında dış habere yüklenen anlamsa; dış haberi küresel baskının bir unsuru olarak propagandanın merkezine oturtma projesiyle öne çıkıyor. Türkiye'nin ABD ve AB ile ekonomik, siyasi, kültürel ilişkilerine ek olarak Ortadoğu, Asya ve İslam ülkeleriyle artan ilişkilerinin kamuoyunda yansıtılma biçiminden kaynaklanan ve ısrarla "Eksen kayması" nitelemesiyle gündemde tutulmaya çalışılan bir tartışma, Türkiye kendine özgü ve özgüven içerisinde her adım attığında, Yusuf Kaplan'ın ifadesiyle söylersek "Ek değil de eksen olmaya" başladığı anlarda tetikleniyor. Örneğin Haziran ayında Türkiye-İsrail ve Türkiye-ABD denkleminde yaşanan iki gelişme 'Türk Dış Politikası'nı eksen kayması' tartışmaları eşliğinde gündeme taşıdı. Gelişmelerden birincisi İsrail'in Filistin'e insani yardım taşıyan Türk gemilerine saldırarak 9 gönüllüyü şehit etmesi ve onlarcasını yaralamasıydı. 31 Mayıs 2010 Pazartesi, uluslararası sularda gerçekleşen İsrail saldırısı hukuka aykırı olduğu gibi silahsız sivillere yönelik olması açısından da tam bir katliamdı. Başta Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu olmak üzere Türk diplomasisi İsrail saldırısına çok sert tepki gösterdi ve kısa süre içerisinde İsrail'i kınayan bir kararı BM'ye aldırttı. Davutoğlu, CNN'e verdiği mülakatta İsrail hesap verene kadar, hangi şartta olursa olsun, konuyu takip edeceklerinin altını çizdi. İkinci konuysa İran'a yönelik ABD kuşatmasına karşı 'hayır' oyu kullanılmasıydı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde nükleer programı yüzünden İran'a bugüne kadarki en ağır yaptırımları öngören tasarıya Türkiye "ret" oyu verdi. Dünya kamuoyunda yankı uyandıran ret oyu ve öncesindeki Türkiye'nin arabulucu ve düzen kurucu rolü küresel güçlerin planlarına alternatif oluşturması yüzünden hoş karşılanmadı.
Kaynağa güdümlü habercilik...
Dışişleri Bakanı'nın tarihi ve kültürel mirası harekete geçirterek vizyon kazandırdığı dış politika, yeni süreçten rahatsız olanlar tarafından eksen kayması bağlamında değerlendirilirken, medya aracılığıyla, çok boyutlu politikaya içten ve dıştan yapılan eleştirilerde Türkiye'nin yüzünü Doğu'ya çevirdiği propagandası; belli isim ve merkezlerin görüşleri öne çıkartılarak işlendi. Bu yorumlar dünyanın sesi olarak sunuldu. Örneğin ABD'de yerleşik Neo-Conlar'ın başını çektiği bir liste Yahudi Lobileri'nin başlattığı kampanya çerçevesinde sahneye çıktı. Robert Pollock, Daniel Pipes, Michael Rubin, Stephen Schwartz, Soner Çağatay ve Frank Gaffney gibi isimlerin yazıları egemen Türk medyasında "flaş" olarak duyuruldu. Türkiye'ye ABD'nin bekçi köpeği gözüyle bakan yazarların yorumları; "Türkiye'ye uyarı", "Türkiye yanlış yolda", "Türkiye Hamaslaştı", "Türkiye İran'ın bekçisi oldu", "Türkiye Batı'yı terk ediyor" anlamındaki başlıklarla aktarıldı. Diğer bir örnekteyse The Guardian'dan Simon Tisdall'un "Türkiye'nin son dönemde dış politikada attığı adımlar fiyaskoyla sonuçlandı" cümlesi öne çıkartıldı. ABD ve Avrupa basınının Türkiye karşıtı yazarlardan oluştuğu izlenimini veren haber-yorum aktarmaları kuşkusuz fotoğrafın birkaç yüzünden sadece birine denk düşüyor. Fotoğrafın diğer yüzleri okuyucuya gösterilmediği için, Türkiye'nin çok merkezli dış politikası karşısında bütünleşmiş batı imgesi üretilirken dış habercilik de iç siyasetteki hesaplaşmaya kurban veriliyor. Sonuçta iki boyutlu bir çizgi üzerinde Türk basınında dış habercilik algısına bakıldığında paradoksal biçimde benzer alışkanlıkların birbirini tekrarladığı görülüyor. Böylece teknik ve nitelik eksikliklerini bir kenara not edip kültürel ve ideolojik yaklaşımlarını dikkate alarak söylersek kaynağın güdümünde şekillenen, iç politikaya kurban verilmiş, bir dış haberciliğin gazeteleri doldurduğu söylenebilir.
Bu yazı Milli Gazete Gündem bölümü’nde 02.07.2010 tarihinde yayınlanmıştır

Semaver tarafından yazılmış¸ Son 12 yazı :
|
|